TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Filistinlilerin mücadelesinin hakka dayandığını ve haklı olduğunu vurgulayarak, koşullar ne olursa olsun sonunda başkenti Kudüs olan özgür bir Filistin Devleti'nin mutlaka kurulacağını ve inşallah bütün dünya tarafından tanınacağını söyledi. Batman Üniversitesinin Merkez Kampüs Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen 2026-2027 Akademik Yıl Açılış Töreni'ne katılan Kurtulmuş, açılış dersini "Türkiye Modeli, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi" başlığıyla sundu.
Yeni akademik yıl için hayırlı olsun dileklerini paylaşan Kurtulmuş, hem Batman'ın hem de Batman Üniversitesinin önemli ölçüde ilerlediğini görmekten mutluluk duyduğunu belirtti. Türkiye'nin 208 üniversite ve yaklaşık 6,7 milyon öğrenciyle çok büyük bir yükseköğretim kadrosunu bünyesinde barındırdığını artık her ortamda gururla dile getirdiklerini aktardı.
Üniversiteler arasındaki rekabetin yıldan yıla daha fazla ivme kazandığına işaret eden Kurtulmuş, üniversitelerin yalnızca sayısal açıdan değil, nitelik bakımından da yükseldiğini gözlemlediklerini ve bu durumdan büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti. TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu yıl akademik yıl açılışı için ziyaret ettiği üniversitelerde Terörsüz Türkiye konusunda ulaşılan aşamayı ve edindikleri deneyimi aktarmaya gayret ettiğini bildirdi.
Dünyanın en sarsıntılı dönemlerinden birini yaşadığını vurgulayan Kurtulmuş, bu süreçte dünyadaki tüm büyük mücadele alanlarının Türkiye'nin yer aldığı coğrafyada kesiştiğini söyledi. Türkiye'nin bu bölgede sağlam bir zeminde durmasının gerekliliğine değinen Kurtulmuş, ülkenin hem kendi geleceği hem bölge halklarının yarını hem de dünya sisteminin huzuru açısından çatışmaları müzakerelerle ve diplomasi masasını açık bırakarak çözme kabiliyetini sergilediğinin altını çizdi.
İsrail'in saldırganlığında artık sınır tanımadığını vurguladı. Türkiye'nin Filistin'de süren sorunlar karşısındaki tavrını da ortaya koyduğunu söyleyen Kurtulmuş, şu değerlendirmeleri paylaştı: İsrail'in saldırgan eylemlerinin artık hiçbir şekilde durmadığını dile getirdi. Özellikle seçimi de gerekçe olarak kullanan Netanyahu ve çetesinin yalnızca Gazze'de değil, Batı Şeria'daki Müslümanlara ve Filistinlilere de her türlü zulmü uyguladığını belirtti.
20 yıl, 10 yıl önce tek bir Yahudi'nin bile yaşamadığı, nüfusun neredeyse yüzde 100'ünün Araplardan oluştuğu yerlerde, örneğin El Halil gibi bir kentte dahi şehrin yapısını dönüştürerek orayı Müslümansızlaştırmak amacıyla ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını anlattı. Yerleşimci olarak adlandırdıkları gasıplar ve teröristler aracılığıyla Filistinlileri yalnızca evlerinden ve yurtlarından çıkarmakla kalmadıklarını, dedelerinden miras kalan zeytin ağaçlarını da sökerek Filistin'i göçe zorladıklarını ifade etti.
İsrail'i durdurmaya çalışan ülkeler arasında Türkiye'nin başı çektiğini belirtti. Böyle bir atmosferde dünyanın her platformunda söyleyeceğini sonuna kadar dile getiren ve İsrail'in durdurulması için gayret gösteren ülkelerin ön sıralarında Türkiye'nin bulunduğunu kaydeden Kurtulmuş, bu mücadeleyi bütün alanlarda sürdürdüklerini bildirdi.
Katıldıkları her toplantıda, koşullar ne olursa olsun Filistin konusunu gündeme taşıdıklarını söyleyen Kurtulmuş, açıklamalarını şöyle sürdürdü: Ne yazık ki birçok ülkenin temsilcisinin söz alıp konuşamadığını, ancak toplantı dışına çıktıklarında teşekkür ederek düşüncelerine katıldıklarını söylediklerini aktardı. Geçen hafta Roma'daki Avrupa Meclis Başkanları toplantısına katıldıklarını hatırlattı.
Orada yaptıkları konuşmada bu başlıkları bir kez daha gündeme getirdiklerini belirten Kurtulmuş, isimlerini şimdi açıklamak istemediği birçok ülkenin meclis başkanının, bazıları isim vererek atıfta da bulunmak suretiyle, konuşmalarında dile getirdikleri görüşleri desteklediğini rahatlıkla söyleyebileceğini ifade etti. İnsanların artık dışarı çıkmayı beklemeden, henüz toplantı devam ederken konferans salonunda Batı ülkelerinin Filistin konusunda çifte standart izlediğini, örneğin Ukrayna'ya sundukları desteği Filistin'e sunmadığını açık biçimde dile getirdiklerini anlattı.
Vermek istediği mesajın, hakkın tek başına en güçlü ve en üstün olduğu gerçeği olduğunu vurguladı. Haklı olana ve hak olana hiç kimsenin üstün gelemeyeceğini, onu mağlup edemeyeceğini söyledi. Filistinlilerin meselesinin hakka dayandığını ve haklı olduğunu yineleyerek, şartlar nasıl gelişirse gelişsin sonunda başkenti Kudüs olan özgür bir Filistin Devleti'nin mutlaka kurulacağını ve inşallah tüm dünya tarafından da tanınacağını belirtti.
Türkiye'nin Akdeniz'deki egemenliğini açık biçimde duyuran bir ülke haline geldiğini ifade etti. Bölgedeki pek çok konuda Türkiye olarak daima müzakereyi temel aldıklarını dile getiren Kurtulmuş, Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmelerin de bunlar arasında yer aldığını söyledi. Türkiye ve Libya'nın 2019'da imzaladığı deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik mutabakat muhtırasının Libya Temsilciler Meclisince onaylanması hakkında da görüşlerini paylaşan Kurtulmuş, bunun Türkiye açısından diplomasi alanında büyük bir başarı olduğunu kaydetti.
Böylelikle Sevilla haritası kapsamında Türkiye'yi Akdeniz Körfezi'ne sıkıştırmayı amaçlayan emperyalist projenin çöktüğünü, Türkiye'nin bugün Akdeniz'deki egemenliğini açıkça dile getiren ve ilan eden bir ülke durumuna ulaştığını belirtti. Bu anlaşmanın hayata geçmesi sayesinde hem Türkiye'nin hem Libya'nın kazanç sağlayacağını, bölgedeki dost ve kardeş ülkelerin tümünün de bu gelişmenin yararını göreceğini ifade etti.
Bu coğrafyada temel hedeflerinin ateşin üzerine benzin dökmek olmadığını anlatan Kurtulmuş, amaçlarının ateşi söndürecek devlet aklını devreye sokan mekanizmalarla, demokrasiyi açık tutup diplomasi kanallarından yararlanarak neticeye ulaşmak olduğunu söyledi. Sevilla Anlaşması'nı ortadan kaldıran Libya ile sınır yetki alanları, deniz yetki alanları anlaşmasının bu bakımdan önemli ve başarılı bir adım teşkil ettiğini belirtti.
Türkiye'nin bu coğrafyada hem güçlü bulunmasının hem çatışmalardan uzak biçimde barış ve huzur içinde yaşamasının hem de kendi bünyesini sağlamlaştırmış güçlü bir iç yapıya sahip olmasının kaçınılmaz olduğunu vurguladı. Devlet aklı ile millet vicdanının aynı noktada buluştuğunu ve terörü sona erdirmek için çok güçlü bir kararlılık oluştuğunu dile getirdi.
Türkiye'nin iç kalesini güçlendirmek amacıyla başlatılan Terörsüz Türkiye sürecini de ele alan Kurtulmuş, iç kaleyi tahkim etme düşüncesinin bir siyasi vizyonun sonucu olarak değil, Türkiye'nin geleceğinin gereği olarak doğduğunu söyledi. Bu doğrultuda terörü bitirmek için ilk olarak siyaset kurumu olarak kendilerine düşen sorumlulukların tamamını yerine getirmeye çaba gösterdiklerini anlattı.
Türkiye'de terörün sona ermesi amacıyla daha önce de girişimlerde bulunulduğunu hatırlatan Kurtulmuş, şimdi ilk defa devlet aklı ile millet vicdanının örtüştüğünü ve terörün bitirilmesi yönünde çok büyük bir kararlılık ortaya çıktığını iddialı biçimde dile getirdiğini belirtti. Bu süreçte başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere destek sunan bütün siyasi partilere ve tüm siyasi liderlere yürekten teşekkürlerini iletti.
Yürütülen çalışmanın dünya demokrasisine örnek oluşturduğunu vurguladı. TBMM bünyesinde oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun faaliyetlerine ilişkin bilgiler de paylaşan Kurtulmuş, süreç kapsamında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un 467 milletvekilinin rekor düzeydeki oyuyla kabul gördüğünü aktardı.
Bunun Türkiye demokrasisi açısından bir ilk niteliği taşıdığını söyledi. Hiçbir kanun çevresinde böylesine geniş bir kabulün oluşmadığını belirtti. Hem devlet aklının hem millet vicdanının bu meselede aynı noktada birleştiğini kaydeden Kurtulmuş, Allah'a şükürler olsun ki bugüne kadar ulaşılan aşamada sonuç elde ettiklerini ifade etti.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu çerçevede yapılan çalışmaları "Türkiye modeli" olarak adlandırdıklarını söyleyerek açıklamalarına devam etti: Çatışmaların çözümüne ilişkin modellerde her zaman bir üçüncü gözün, başka bir ülkenin ya da uluslararası kuruluşun yer aldığını, buna karşılık "Türkiye Modeli" adını verdikleri modelde üçüncü bir göz bulunmadığını anlattı.
Üçüncü gözün de birinci gözün de doğrudan milletin kendisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve millet adına görev yapan milletin temsilcileri olduğunu vurguladı. Kanun gereğince Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın başkanlık ettiği bir üst kurulun çalışmalarına başladığını ve bunları başarıyla devam ettirdiğini bildirdi. Önümüzdeki günlerde, kısa süre içerisinde parlamentodaki siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan bir izleme komisyonunun, sürecin Meclisçe gözetilmesi ve takibi amacıyla kurulacağını açıkladı.
İnşallah en kısa sürede sonuca da ulaşacaklarını bildiğini dile getirdi. Bundan sonraki dönemde de inşallah sürecin devam edeceğini söyledi. (Devam edecek)